Über Programcının Hayat Rehberi

23-1-2008

Bu yazı yaklaşık bir üç ay kadar önce öldürücü derecede sıkıcı bir iş sırasında kaleme alındı. Yazıya başlarken planlarım farklıydı ama sonradan yazı ilginç bir hal aldı. Üç ay sonra bu gece bu yazıyı yayınlayacak hale getirdim(!) ve kendisi karşınızda…

Bir süre önce programcı tıkanıklığına değinmiştik, Programcı tıkanıklığındaki en kritik olaylardan biri yazılımcının yazılımdan kopmasıdır.

Bunun birçok nedeni olabilir ama genel neden basittir. Mesela bir web uygulaması geliştiriyorsanız bir form yazmaktan daha sıkıcı bir şey yoktur, salak bir insert formu, bir tane daha, bir tane daha, bir sürü update formu ve daha birçok saçmalık. İşin Türkçesi hemen hemen sitedeki tüm özelliklerin %80’ i aynı bokun farklı rengidir.

Ama siz? Siz ki önceden onlarca web sitesi geliştirmiş ve bunları onlarca defa yapmış keskin zekaya sahip, yeni şeyler denemek isteyen, ortaya AJAX döküp, yapay zeka ile formlara girilecekleri önceden tahmin edebilen, Flash ve web cam ile retina taraması yapıp ziyaretçi siteye login edebilen bir programcısınız! Ve bu lanet olası müşterinin dallama sitesi için 12 tane daha “geri zekalılar için üretilmiş” form yapmanız, üstüne üstlük bir dizi salakça “Bu e-mail mi?”, “Bu numara?”, “Bu yenir mi?”, “Profiterol meyve mi yoksa sebze mi?” gibi data kontrolü de yapmanız gerekiyor.

Hangi aklı başında insan evladı sizin bu işe kendinizi vererek çalışmanızı bekleyebilir ki?

Hemen şimdi burada kabul edin yazılım salak bir şeyse kod yazmanın zevki yok, nokta, bitti, cümlenin sonu.

Dolayısıyla masanızdan kalktınız, hemen patronunuzun yanına uzandınız ve dediniz ki:

“Bak dostum, bu salak web sitesi için bir sürü şey yaptım, daha önceden de onlarca site geliştirdim, hepsi birbirinden salak bu siteler için 60kb’ lık ne idüğü belirsiz tasarımcıların Fireworks’ ten export ettiği HTML’ leri düzenledim, ama benden bu kadar! Elimdeki 12 formu, 49 input’ u ve 13 business logic’ i al ve bunların binary reprezentasyonundaki tüm sıfırları at kalan tüm 1’ leri de müsait bir yerine monte et… Ben gidiyorum…”

Hmm, belli ki sert çocuksunuz (ek olarak belli ki ödeyecek faturan yok it herif, alem açlıktan oluyor, sen 3 form yapacaksın diye amerikan argosu parçalıyorsun patronuna!)

Nitekim işten ayrıldınız ve dediniz ki “Ben zeki bir geliştirici olarak yeni ve eğlenceli yazılım projelerinde çalışıp hem kod yazacağım hem de eğleneceğim”. Süper müthiş bir karar aldınız, bakalım bundan sonar neler yapacaksınız.

Gidip ultra-über bir program yazmaya karar verdiniz. Programınız AJAX filan destekli komplike bir yapı ve devrimsel işler yapıyor. Forumların ve internet topluluklarının bir sonraki bombası adeta! Web 3.0, 4.0 ü direk es geçip Web 5.0 e atlamışsınız gibi bir şey yani.

Program yazılan tüm yazıların AJAX desteği ile tuşa basma aralıklarından, cümle yapılarından, gramer kural kullanımlarından, harflerin basılış hız ve sıralarından, yanlış yazma ve silme işlemlerinden, beklemelerden, daha çok kullanılan ve kullanılmayan kelimelerden ve iyelik eki kullanımlarından kişinin sinirini, cinsiyetini, yaşını, boyunu, kemik ağırlığını ve annesinin kızlık soyadını tespit ediyor. Öyle bir şey yani, boru değil! Hele ki 12 form 49 input ve 13 tane data kontrolü yapmak gibi bir şey hiç değil.

Sonra bu yazılım bu bilgilerden forumda kimlerin sinirlendiğini, teröristleri, manyakları, cinsi sapıkları, asileri, küçükken burnuna kalem kaçıranları, yönetimle iyi gitmeyenleri ve forumu hacklemek isteyenleri tespit ediyor. Hatta google entegrasyonu ile forumdaki kişilerin gerçek kimliklerini, aksamları dişlerini fırçalamadan yatıp yatmadıklarını, gerçek isimlerini, farklı hesaplar kullanan aynı kişileri, banlandıktan sonra tekrar farklı bir nick ile üye olanları tespit ediyor. Özetle bir evlere ekmek servisine çıkmıyor.

Siz ulu yazılımcı siz yok musunuz? Allah kahretsin, çok zekisiniz, o kadar zekisiniz ki burada bunları yazarken ben rahatsız oldum zekanızdan.

Simdi siz IQ’ su 125+ olduğu su götürmeyen yazılımcı, bu yazılıma, bu projeye başladınız, 40 gün 40 gecede veritabanı planını, yazılım mimarisini, onlarca class’ ı ve class haritalarını çıkardınız. UML’ ler döktürüp onlarca unit testler yazdınız, Bu süre boyunca sadece mısır gevreği yiyip yarı-yağlı süt içtiniz, geceleri ise redbull ve kahve ile yaşadınız. Arada glikoz enjektelerini unutmadınız ve bu sayede IQ’ nuza çetrefilli algoritmaları geliştirirken geçici olarak +5 e kattınız. Süpersiniz, ailecek hayranız.

40 gün 40 gecelik geliştirme sonunda akla zarar bir yapı ortaya çıkardınız, kodlamayı ilerletip detaylara girmeniz gerekiyor. Sistemi analiz ederken anladınız ki, 40 tane form, 400 tane input, 4000 saatlik test ve 40.000 örnek data girdisine ihtiyacınız var, bunları analiz etmek için ise 4 bilgisayar, 40 Virtual Machine ve 400 kaplan gücüne ihtiyacınız var. Sonuç olarak fark ettiniz ki sizin über projenizin %40’ ı über ancak %60 lanetlemiş form girdileri, testler ve daha fazla lanetli klasik kodlar içeriyor.

İşte o gün orada durup farkına vardınız ki..
Ki..
Ki...

“Hemen 3 tane Hintli programcı bulup bu sıkıcı işleri onlara yüklemek gerek.“

Bunu farkına varmanızla birlikte dünyayı ele geçirmesinin 3. yılını kutlayan 69 doğumlu uzman bir kötü adam gibi kahkaha savurmanız da bir oldu, kayıtlara geçmesi açısından tekrarlamak gerekirse durumu şöyle dile getirebiliriz. “Niiii hahahha haaaa haaa haa”

Sevgili programcı sen ne rezil bir adammışsın! Tabii ki olay yukarıdaki gibi gelişmedi, Hintli programcıya ihtiyacın olduğunu farkına varmadın senin farkına vardığın ise şu oldu,

“En seksi programda bile birçok sıkıcı yer vardır ve über bir programcı olmak bunlardan kurtulunabileceği anlamına gelmez.”

Buraya yedi karanfilden hüzünlü bir müzik, arkaya da kafasını masaya koymuş über bir programcı resmi gelir. (Not: En yakın siteden çalınacak, resimdeki programcının başında takke olmamasına özen gösterilecek)

Tebrikler sayın radyo dinleyicisi, TRT 2 Radyolarının hazırlayıp yayınladığı Über-programcının hayat rehberinin ilk bölümünün sonuna geldiniz.

Haftaya bu saatte: Über-programcımız Über-terörist-analyser uygulamasını batırdıktan sonra ne yapacak?

Şimdi sizi Türkü Kuşağımızda Rıfat Balaban bestelediği, ve az sonra sesini duyacağınız kişinin seslendirdiği nadide Ankara Türkülerimizden biriyle baş başa bırakıyoruz:

Dalları bastı kiraz,
Gel bize biraz biraz...

Recent Blog Posts

See all of the blog posts