Hayat, Bahama Adaları, Balıkçı Köyünde Yaşamak

28-11-2011

Cable Beach - NassauBlog yazmaya ara verdiğim en uzun süre buydu sanırım. İşlere odaklanırken kafayı yememek için hayatımdaki bazı şeyleri listemden çıkartmıştım, bunlardan biri de blog yazmaktı. Sizin haberiniz yok, blog yazmadığım sürede çok olay gelişti.

Son altı ayı Bahama Adaları’nda geçirdim, başkent Nassau’daydım. Adanın kuytu köşelerinden birinde klasik “Balıkçı Adasında Yaşama” teorisini test ettim. Hani şu kuytu adada tek başına yaşadığın, bir şey almanın gereksinim olmadığı, koşuşturmaca olmayan yerde yaşam sürmek. Hani şu işinizi yaptıktan sonra güneş kaçmadan sahile inebileceğiniz ve pembe kum – turkuaz okyanusun tadını çıkartma potansiyelini içeren yerde olmak. Hani şu etrafınızda hiç bir şey olmayan yerde Facebook olmadan, minimum Twitter ile yaşamak.

Nassau klasik Karayipler. İklimi, yolları, agaçları, insanları. İlk geldiğinizde kendinizi Küba’da çekilen bir filmde hissediyorsunuz, bahçenizden ananas yemek gibi sürreal deneyimler yaşıyorsunuz.

Altı ay sessiz sakin Bahamalar’da yaşadım, dünyanın en güzel sahillerini gördüm, yeni bir kültür tanıdım, conch salatası yiyip, Bob Marley dinledim. Cuma namazlarında Bahamalı müslümanlarla sohbet ettim, basket oynadım, komşuyla spearfishing’e gittim. Harika yeni arkadaşlar edindim, güneş gözlüğünü favori aksesuarım yaptım, 5 ay saçımı kestirmedim, turist şapkamı takıp jet-ski’ye bindim. Adadan sıkılınca Las Vegas’a (Black Hat için) gittik, Florida’ya gittik. Hatta ve hatta Hurricane Irene’i de gördüm. Sağ çıktığım doğal afet listesine kasırga’yı da ekledim, Allah başka göstermesin.

Balıkçı Köyünde Yaşam

İtiraf etmem gerekli ki Nassau bir balıkçı köyü değil ama benim bulunduğum kısmı daha sakin tarafıydı, bir de bu durum benim yaşam stilim ile birleşince balıkçı köyü hissiyatını aldım. İşin ironik kısmı şudur ki bu balıkçı köyü fantazisi tamamen fantazi. Şehirde büyümüş veya bir süre yaşamış birinin hayattan basit beklentileri bile o kadar yüksek ki maalesef güzel bir sahil bu açığı kapatamıyor. Ben hep kendimi Beliz ya da Karayipler’deki tuhaf bir adada yaşadığımı hayal ederdim ama o sadece bir fantaziymiş, gerçekte bu tip bir yerde altı aydan yaşamak herkesin harcı değil. O yüzden sizinde böyle fantazileriniz varsa bir gözden geçirin. Veni, vidi...

NYC

İnşallah Çarşamba günü New York’a gidiyoruz, sanırım İstanbul, Londra’dan sonra Nassau’yu denemek saçma bir fikirdi, bakalım Manhattan bu seriyi nasıl takip edecek.

Bahamalarda geçirdiğim vakitte çok şey öğrendim, hayallerine ulaşmanın mümkün olduğunu ama hayallerini doğru seçmenin gerektiği, insanın aslında ne istediğini çoğu zaman bilmemesi, Martı Jonathon olmanın kolay olmadığı.

İyisiyle, kötüsüyle bir maceranın daha sonuna geldik, yeni maceralara yelken açtık.

Beni mi Bağlar Ferruh?

Bağlamaz değerli okur sen de haklısın, bir gün gelecek senin de ilgini çeken şeyler yazacağım. Bu süre içerisinde senin ilgini çekecek şeyler de öğrendim. İş hayatını öğrendim, Predictably Irrational gibi acayip süper kitaplar okudum, hatta inanmayacaksın ama SEO konusunda bile söyleyeceklerim var. Belki bir gün bunlar hakkında da yazacağım, belki bir gün bu siteyi açtığınıda, RSS güncellendiğinde benim geyiğe bağladığım bir yazıyı değil de aylardır görmek istediğin o teknik konuyu göreceksin, bir gün o da olacak sevgili okur, bir gün o da olacak...

Recent Blog Posts

See all of the blog posts