Hayat 2.0

3-11-2010

Sosyal medyanın gelişmesi ile insanlar herşeyi paylaşır oldu, ne yaptıkları (twitter), ne gördükleri (flickr,youtube), ne okudukları (librarything), ne yedikleri (mekanist), nerede oldukları (four square) ve kimle birlikte oldukları (facebook)…

Bazılarına bu tuhaf, saçma, hatta aptalca gelebilir ama aslında bu benim seneler önce ilk blog yazmaya başladığımda aklımdaki şeydi. İlk sitemi yayınladığımda (~11 sene önce) ve daha sonraları blog yazmaya başladığımda (~8 sene önce) benim de aklımda hep bu vardı, o zaman çok ütopikti şimdi ise gerçek. İnsan belli şeyleri paylaşmanın tadına varınca daha fazlasını istiyor.

Psikolojik olarak durumun açıklamasını yapacak bir bilgim yok ama muhtemelen bunlar bilinme arzusu ve kendini ifade etme arzusunun sonuçları. Belki gözden kaçırdığımız şey 10 kişi bunu yaparken iyiydi ama 10 milyon kişi bunu yapınca o kadar anlam ifade etmiyor faktörüdür. Bu da otomatik olarak sosyal medyayı 3 bölüme ayırdı. Geyik yapan arkadaşlar ve onları takip eden diğer geyik yapmak isteyen sanal ya da gerçek dünyadan arkadaşları. Sosyal medyayı diğer benzer profesyoneller ile birlikte iletişimde kalmak, kariyer, bilgi vs. konusunda yukarıda olmak isteyenler, bir de son olarak sosyal medyayı tamamen inbound marketing amacı ile kullananlar. Bir de not düşmek lazım pek aktif olarak katılmayan ama sadece kendine başarılı bir figür olarak gördüğü ya da tarzını, bilgisini beğendiği insanları takip eden bir grup var ki bunu da kariyer / bilgi grubunun içerisine sokabiliriz. Inbound tayfası ile kariyer tayfası birbirine çok yakın ve hatta bazen iç içe olduğundan onları kategorilere ayırırken dikkatli olmak lazım.

Benim yıllar önce aklımda olan şey çok dağılmış bir şekilde oluştu, benim kafamda ki şu şekildeydi:

Nerede bulunduğunu yayınlama gibi şeyler o zaman hiç aklıma gelmemişti, sonuçta internet kullanıcılarının her zaman bilgisayar başında olacağını varsaymıştım.

Bu tray uygulamanın adı “Life” olacaktı. Şimdi bakıyorum da aslında bunların, hepsi ve çok daha fazlası efektik olarak yapıldı (tek bir parça olarak değil ama). Açıkçası ben kullanmıyorum, iki nedeni var nedense eskisi kadar bir şeyleri paylaşma isteği kalmadı, ikincisi bu sistemlerin hepsi çok dağınık ve pratik değiller. Eğer pratik olsalar bir istatistik manyağı olarak gittiğim her yeri, attığım adım sayısını, hasta olduğum günleri, her gün giydiğim kıyafetleri, bastığım tuş sayısını, yazdığım kelime sayısını, emailda harcadığım süreyi, bulunduğum şehirleri, dinlediğim müzikleri, izlediğim filmleri, izlediğim dizileri, gördüğüm siteleri, tanıştığım insanları vs. vs. hepsini kayıt altına alırdım. Ondan sonra hasta olduğum günlerde ki hava durumu ile giydiğim kıyafet dataları karşılaştırıp boğazlı kazağın bana yaramadığını anlayabilirdim, izlediğim ve puanladığım 500 filmi başka insanlar ve film dataları ile karşılaştırıp bir sonraki izleyeceğim filmin dandik olmamasını sağlayabilirdim, dinlediğim müzikler sayesinde Sibirya’daki küçük bir grubu müzik grubunu bulabilirdim…

Bir gün oraya gelecek miyiz, yoksa düzenli şekilde 20 farklı servisi ayrı ayrı kullanmak zorunda kalacak mıyız emin değilim. Bir gün birileri inanılmaz bir XML formatı, bir protokol ile bu datanın efektif paylaşılmasına farklı yerlerde farklı cihazlarla iki yönlü iletişim yapmayı ve bu datayı işlemeyi mümkün kılabilecek mi, emin değilim, ama emin olduğum tek şey var oraya doğru gitmemizin gerekli olduğu. Dünyada bu kadar data oluşturulurken hemen hemen hiç birinin özellikle bireyler açısından kollektif anlam ifade etmemesi acı bir durum, bu kadar data verimli işlendiğinden, büyüyen trendleri hatta ekonomik krizleri bile tahmin etmek çok kolay olabilirdi, belki de Google’un geleceği tahmin edebileceğini iddia etmesi bu datayı efektif olarak korrele edebileceğine inanmasıdır.

Recent Blog Posts

See all of the blog posts