Bir Acı

26-2-2004

Büyük bir çarpma ile bozuk zeminde zorunlu yoluna oturmuş, duvarlarda acı izleri bırakarak huzursuz bir ivme ile ilerliyordu. Girdiği delik ne kadar sevimsiz ise amacı da bir o kadar sevimsizdi. İç içe geçen bir dizi geçit ve devamındaki anlamsız duvarlar son durak değil sadece bir ara geçişti.

Büyük sanatsal oyuklara sahip bilgi yığının üzerine yayıldı, çok fazla olmadı ki bir kovulma ile aşağı borumsu yolda patladı. Az kıvrımlı zevksiz yolda hedefe yöneldi. Bir çok kanal, çatallı geçitler içeren kompleks ama saf yapıya hücum etti. Her bir noktasına basınç uyguluyordu. Büyük bir çığlık acı bir nefes, girintilerdeki şişme, sinir uçlarındaki sertleşme ve gök gürültüsü.

Telefon elinden hissizce düştü, havada nazik bir kavis yaptı, içine sızan bu lanet vücudunu ele geçiriyordu, yürekteki savunma burçları yıkıldı, muhafızlar yerlerinden edildi, bu zavallı kale inanılmaz bir sıcaklık ile kavruldu. Sözcükler tüm vücudunda dolaşıyordu, kolunda, ayağında, beyninde ve kalbinde. Acımasızca ve nerede olduğunu umursamaz bir küstahlıkla.

Yatağa doğru ilerledi, acısına zarar veremeye çalışarak uzandı. Sessiz ve donuk...

Kolları kafasının altında buluştuğunda bir ıslaklık hissetti gözlerinde uzun zamandır rastlamadığı tatlı bir sıcaklık. Bir yara açılmıştı yüreğinde ilerleyen önünde hiçbir şeyin duramadığı, duvarları yıkan, acıyan ve inleten bir yara. Tedavisine hiç bir gücün yetmeyeceği, ancak adi bir yama yapılabilecek bir yara.

Şüphe kaleyi içten fethetmişti. Yavaş değil hızlı, gürültü yoktu sessiz sedasız hedefe yönelik. Yapılan planlar bir bir düşüyordu hayat krallığın tepelerinden. Amaçlar hedefler bir anda yok oldu, şimdi sadece sessizlik vardı... uzun bir sessizlik...

Eskisi gibi olmayacağını anladı, karar anı uyuşturulmadan önce verilmeli ve zaman iyi kararlaştırılmaydı. Dudaklardan çıkacak son söz belki bir köleye belki bir efendiye ait olacaktı. Namluda olan bu mermi iyi kullanılmalı, ifadesiz anlar yaşanmamalı, geri dönüldüğünde aynı dudaklardan "keşke" duyulmamalı "iyi ki" duyulmalıydı. Bir nefes daha aynı acılarla alınmamalıydı...

Saatlerce ağladı, kendinden utanmadan, acı duyarak hissederek düşünceden yoksun ağladı. İnançlar sarsılmış ancak duyulan öfke değildi henüz. İstek, arzu ve kendine acıma olabilirdi ancak.

Yatağında döndü "neden ?" sorusuna yanıt bulamadı. Bulamazdı da, yanlış yoktu sadece hata vardı. Karşıda olan bir hata, uzun saçların dalgalarındaki bir hata, ışıklarda oynaşan gözlerdeki hata, uzun parmaklardaki hata... Affedilemez ancak affedilmek istenilen hata...

Saat geç olmuştu sabahı bulmalıydı, kendini uyuşturdu bir küfür sallamak ve sabahı bulabilmek için... kendinden geçmiş ve kurumuş bir acı ile diğer dünyasına hafif bir uyku ile girdi. Bir sözcük ile gelen şüphe şimdi yüreğini dağıtmaya hazırlanan bir ateş topuydu, gücünü kendinden alan, rahatsız edici derecede kusursuz bir yuvarlaklığa sahip ateş topu...

Tarih : 08.Aralık.2002

Dostun acısı üzerine..."Bilmiyorum bende ne yapsan sen ? / Aşkın acısını hafifletsen bir meltemle / Dudaklarını aralasan / O ifade yetmezi kelimeler için..."

Recent Blog Posts

See all of the blog posts