1- Yüreğinin Götürdüğü Yere Git

31-5-2008

Arabesk başlıkların hastasıyım... Uzun zamandır yazmak istediğim bir türlü yazamadığım teknik olmayan konulardan biri bu.

Kimi insanlar bir şey yapar ve on sene, yirmi sene, elli sene onu yapmaya devam ederler çünkü bunu seviyorlardır, kimi insanlar bir şey yapar ve on sene, yirmi sene, elli sene onu yapmaya devam ederler çünkü yaptıklarının sonuçlarından memnunlardır, yaptıkları onlar için çalışıyordur. Kimi insanlar bir şey yapar ve sonra bunu yapmayı bırakır, başka bir şey yapar.

Metallica Kill' em All yaptı, And Justice for All... yaptı sonra da gitti Load yaptı ReLoad yaptı, daha sonra da gitti S&M yaptı. Rotting Christ Non Serviam yaptı sonra gitti A Dead Poem yaptı, bunun yanında bazıları 25 sene aynı müziği yaptı. Kimin neyi niye yaptığını göğüslerini açıp kalplerini çıkarmadan bilemeyiz ama şu var ki eğer bir şey öğreniyorsak ve yaşıyorsak, değişiyoruz demektir, eğer değişiyorsak içten gelerek yapılan bir şeyi uzun süre aynı şekilde yapamayız demektir.

Dolayısıyla insanlar bir çok müzisyene "kaydı", "döndü", "kalitesini kaybetti" derken ben onların gerçek müzisyenler olduğunu düşündüm, insanlar için değil müziği kendileri için yaptığını düşündüm. Eğer bir sanatçı beş sene aynı şeyi yapıyorsa sanırım ondan şüphe etmemiz gerekli.

Bütün bu yazının yegane amacı bu blogun neden her gün değişik telden çaldığını, neden beş sene önceki, dört sene önceki, üç sene önceki, iki sene önceki ve bir sene önceki gibi olmadığını ifade edebilmekti. Ben değişiyorum ve bu blog ticari değil, ben değişiyorum ve bu blogun adı "Ferruh Mavituna", ben değişiyorum ve bu blogda değişiyor. Bundan seneler önce pratik konular çok daha ilgimi çekerken artık teorik konular çok daha ilgimi çekiyor. İşletim sistemi değil, onun altındaki tasarım ilgimi çekiyor, Ruby değil yazılım dillerinin gittiği nokta ilgimi çekiyor, açığı yamamak değil onu hiç olmayacak hale getirmek ilgimi çekiyor.

Aynı şekilde dün güneşin sarı olduğunu düşünürken, bugün aslında kahverengi olduğunu düşünüyorum, dolayısıyla bu blogta bir kendiyle çelişen bir şey görmenizden doğal bir şey yoktur, çünkü ben kendimle çelişiyorum ve fikirlerimde çelişiyor. İşte bu yüzden artık başka şeyler yazıyorum, yarın uçan balıklar ilgimi çekerse uçan balıklar belgeselimi nasıl çektiğimi yazmaya başlayabilirim. Bir şekilde okuyucular bu blogu okuyor ve kendi kafalarında bir şekil çiziyor. Bu sterotiplerin hüküm sürdüğü bir dünyada,  çizdikleri şekili devam etmeyince hayal kırıklığına uğruyorlar.

Bu keyifsiz bir yazı sanırım artık blog yazmanın eski keyfi kalmadı, ya da aslında hiç bir zaman keyfi yoktu. İşte bu yüzden bu aralar pek yazmak istemiyorum. Blogların sosyal imlerle popüler olduğu, hit almak için twitter' a, facebook'a sosyal Web 2.0 aksiyonlarına üye olunan, marketing denilen hadisenin alıp götürdüğü bu zamanda blog yazmanın keyfi nasıl olabilir ki? Umuyorum ki hiç bir zaman sadece bir konu ya da iki konu üzerine tekrar tekrar ve tekrar konuşacağım bir blog olmayacak bu, eğer noktaya gelirsem bu keyif değil iş olmuş demektir.

Yapmaya çalıştığım şeyler:

Kusura bakmayın ben profesyonel bir blogcu değildim, olmayacağım da.

Recent Blog Posts

See all of the blog posts